... okuyorsunuz
Günlük

Satıştan ödemeye var mısınız? @Ercüment Tunçalp

Retail News yazarlarından Ercüment Tunçalp‘in tedarikçi/perakendeci arasındaki finansal ilişkiye dair güzel bir gözlemi var:

Satıştan ödemeye var mısınız?
Bu soru perakendeci tarafından tedarikçi kanadına yöneltilmesi gereken çok haklı bir sorudur. En azından ölçüsü kaçmış raf bedelleri yanında daha haklı bir teklif sayılabilir. Üstelik son tüketiciye satış hamlesinde, iki tarafında taşın altına elini sokması gerekmez mi?

Bütün listesini rafta görmek isteyen üretici, perakendeci sigortası anlamı taşıyan bu desteği kendi yatırım maliyeti içinde pekala eritebilir. Zira her ürünün rafta aynı hızda koşması beklenemez. Sonra, malının kondisyonuna güvenen tedarikçi, neden “satamasan da zamanında öde” ısrarını sürdürebilecektir?

Eskiden beri ‘konsinye’ denen sistemi, kuvvetli perakendeci satış performansından emin olmadığı ürünler için şart koşardı. Muhatabı olan tedarikçi de çoğunlukla kabul ederdi. Uygulama kabaca, “Mal benim, sattığının parasını öde, satamadığını geri yolla” kabilinden kestirme bir yoldu. Böylece zor satılan mallarda muhtemel riskleri bertaraf etmenin bir usulü bulunmuştu.

Ancak 90’lı yıllardan itibaren sektör, hesabı iyi yapan büyüklerle, her geleni rafa koyan orta ve küçük ölçekli zincirler şeklinde ikiye ayrılınca, bütün yük küçüklerin omzuna bindi. Mal depoya veya mağazaya indiğinde fatura kesiliyor, valör çalışmaya başlıyordu. Eş zamanlı olarak da dertler perakendeciye geçiyordu. Bu sistem bugün de aynen devam ediyor.

KONSİNYE MALLAR, PERAKENDECİNİN ELİNDEKİ EMANET STOKLARDIR
Tedarikçinin fatura kestiği ürünler için bazen haklı olarak teminat araması, konsinye satışta rahatlatıcı unsurdur. Zira konsinye mallar, perakendecinin elinde emanet olarak bulunan stoklardır. Malın asıl sahibi hala tedarikçidir. Ne zaman ki son tüketici tarafından satın alınır, o zaman o kadar mal tedarikçi mülkiyetinden perakendeci mülkiyetine geçmiş sayılır. Yani son tüketicinin eline geçmeden işlem tamamlanmaz. Vergi Usul Kanunu’nun 231. maddesinin 5. fıkrası hükmüne göre normalde bir irsaliye kesildiyse faturası da en geç 7 gün içinde düzenlenmelidir. Konsinye teslimde ise malların satışı henüz gerçekleşmemiştir ve bu nedenle vergiyi doğuran olay vuku bulmamıştır. Ancak bu durumda ‘konsinye’ sözleşmesi yapılması ve irsaliyenin üzerine ‘konsinye’ açıklamasının konması gerekmektedir. Bu durumda hem tedarikçi hala hukuk önünde malın sahibidir hem de satışı takiben 7 gün içinde fatura kesilmesi gerekmektedir. Görüldüğü gibi tedarikçi hakları da bu şekilde korunmuş olmaktadır.

Son zamanlarda bu sisteminde pabucunu dama atan bir uygulama devreye girdi. ‘Satıştan ödeme’ uygulamasında, satılan malın faturası kesiliyor ama bedeli ödenmiyor. Sadece anlaşmadaki vadeye göre, tüketiciye satış anında valör çalışmaya başlıyor. Böylece ayrıcalıklı perakendeciye ek bir rahatlama daha sağlanmış oluyor. İşte bu büyük fark, ulusal ile yerel perakendeci arasındaki en önemli uçurumdur. Elbette büyük ile küçük arasında fark olacaktır. Vade farkı, iskonto farkı, prim farkı, raf bedeli farkı, insert bedeli farkı ve daha fazlası büyük alım yapanın artıları olabilir. Ancak sistem farklı olmamalıdır. Zira birinci grupta stok sorumluluğu tedarikçide iken, ikinci gruptaki perakendecinin stok yükü boynunda bir ilmik haline gelmektedir. Her hangi bir ürünü satmak için yeterli miktarda teşhir etmek gerekir. O yeterli teşhir miktarı da her zaman vadesi içinde erimeyebilir.

TEDARİKÇİ KÂRSIZ KALMAYACAKSA PERAKENDECİ DE KALMAYACAKTIR
Peki, bu stok külfeti niçin sadece perakendecinin sırtına yüklensin? İşte belki de bu muhtemel kayıpların önünü kesmek üzere anormal raf bedelleri gündeme gelmiş olamaz mı? Demek ki teklif hangi taraftan gelirse gelsin ölçünün kaçırılmaması gerekiyor. Elbette hiçbir akıllı tüccar satmak üzere aldığı ürünün parasını, satmadan ödemek istemez.

Öyle ürünler var ki; vadesi 45 gün, rafta veya depoda bekleme süresi ise 100 gündür. Böyle ticaret olur mu? Bir ayda mağaza başına 2 adet satmayan ürünler vardır. Bu ürünler hala ürün portföyünde tutulabilir mi? Empati iki taraf içinde geçerli olmalıdır. Tedarikçi kârsız kalmayacaksa perakendeci de kalmayacaktır. Nakit akışı tedarikçi için ne kadar önemliyse perakendeci içinde o kadar önemsenmelidir. Perakendecinin günlük ve nakit tahsilat avantajı, yıllarca dillere destan olmuştur. Oysa bu topraklarda nakit sıkışıklığına düşmüş çok sayıda perakendeci vardır. Sebep yukarda belirttiğim gibi kondisyonu düşük ürünlerden kurtulamamalarıdır. Üstelik her şey iyi gitse bile; o yüksek cirolar içinden tedarikçi payı ve giderler çıkınca iyimser sonuç yüzde 2-3 net kâra ulaşmaktır. Hesap biraz şaşarsa, stoklar iyi yönetilemezse, ne yatırım yapılabilir ne de nakit yönetimi sağlıklı yürür.

Çözüm; kârlılığı tedarikçi bazında çıkartmaktır. O zaman görülecektir ki; büyük tedarikçinin de uyguladığı kısa vade içinde paraya çevrilemeyen ürünleri vardır. İşte o ürün grupları için yazının başlığındaki soru gündeme gelmelidir. Bu yapılmadığı müddetçe; hırsıza kaptırılan kayıpları telafi etme imkanı devam ederken, şirket devamlılığını tehlikeye sokacak bu kaybın telafisi kolay olmayacaktır.

About Kaan Sallı

http://perakendegunlugu.com sallikaan@gmail.com

Tartışma

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: